23 Tem 2017

Draco Constellation




Draco takımyıldızı.

Yine berbat bir ruh halindeyim. Kimseyle konuşmak, iletişim içinde olmak istemiyorum. 
İki gün sonra tatile gidiyorum. Tatilde gittiğim yerlere böyle kartlar bırakacağım. Yemek yediğim yerde menü arasına, sandalye minderi arasına gibi. Sürprizli kartlar. 

Hayatımda üç gün mutluysam, üç gün bunalımdan ölecek moddayım. Geri kalan bir günde de  suzuluyorum. Sevdiklerimle tartışıyorum, kızıyorum çünkü aptalca her yapilan şey beni sinirlendiriyor. Ben yapmıyor muyum, dolu yapıyorum. En kızdığım beni kıran şey de, bu halimin belki çoğu insan farkında ama umursamiyorlar. Ne zaman bunları soylesem amaaan saçmalıyorsunlar havada uçuşuyor. 
Kendime yardım etmeye çalışıyorum, bu halime belki bozuk beslenme düzenim yol açtı diye tamamen sağlıklı bir hayat kurdum, şekeri çıkardım,o üç gün belki de bu yüzden daha iyiyim ama ya geri kalan günler? 

Neyse
Bu aralar kafanizi gök yüzüne kaldırdığınizda Büyük ayi'nin tam üstüne Ejderha'yi görmeniz muhtemel. 
Bunu da bir yere bırakacağım bakalım kim alacak? 

1 Tem 2017

That Sugar

Artık bir film izledim hayatım değişti diyebileceğim bir film var yaşasın. 
Damon Gameau'nun That Sugar belgesel filmi. 
Bu filmi zorla cevremdeki herkese izletmek istiyorum. Ilk önce tabii deliler gibi şeker abur cubur ne bulursa silip süpüren koca bebek kardeşime.  

Çok önemli bir film. Damon Gameau oldukça sağlıklı beslenen, spor yapan örnek biriyken kız arkadaşının hamileliği nedeniyle bir araştırma yapar. Aynı kalori ve spor ile marketlerde ve restoranlarda  "masum" görülen paketli gidalar yiyerek sağlığının ne durumda olacağını araştırır. Bu olaya resmen kendini feda eder. Gunde 40 kaşık şekere denk gelecek kadar ayarlar yiyeceklerini. Sonrasında olanlar cidden izlemeye değer. 

Ben yıllardır bir dolu diyet geçmişim var. Su ile bile diyet yapmışlığım var. Ama aç kalarak verilmiyor. Paketli gidalar ile hele hiç.  
Şekerin bu kadar zararlı olduğunu biliyordum ama yüzüme bu kadar carpmamisti. Bu ara o kadar şekerli şey yedim ki, resmen filmdeki adamın ruh halini yaşıyorum. Kronik yorgunum, kollarımı kaldıracak bile halim yok. Spor yapmak istiyorum ama buna halim ve gücüm yok. Hayatımın belki en rahat günlerini depresyon içinde debelenerek geçiriyorum. Şeker insana bunu yapıyor, en canlı kanitiyim. 

Bundan sonra adamın normal yediği tarzda yemek yiyeceğim ve gücüm yerine geldikten sonra spor. 

İki gündür hiç şeker yemiyorum, bugün ararım diye düşünüyordum ama hiç tatlı krizine girmedim. 

Filmi zaten tatlidan nefret edeyim diye izlemiştim, başarılı da oldu. 
Evde bir dolu paketli gida var ve zerre canım istemiyor. 

Normal yenecekler şu şekilde 


Bunlara badem unu, handistan cevizi ve Grecka unu ekleyip illa şekerli birşey yapacaksam pekmezle yapmayı düşünüyorum.  

Ben kola hastasıyım ama artık içmeyecegim. Kahveyi günde bir bardak o da Türk kahvesi. Çay zaten aramıyorum. Bunların hiçbirini zaten şekerli sevmem. 

Her zaman zararlı bir şey yediğimde amaaan nolacak erkenden ölürüm derdim ama bunlar öldürmüyor süründürüyor. Ben son birkaç ay yaşadığım gibi sürünerek yaşamak istemiyorum. 

Tai Chi'ye başlamak niyetim var ama başlayamadım. Yoga keza öyle. Spor yapabilirim alet edevat hepsi tamam ama güç yok. 

O yüzden hakikaten bir film izledim hayatım değişti. Lütfen kendinize bir iyilik yapın ve siz de izleyin. 




28 Haz 2017

Igloo


Geçen gün klasik bunalım olayimdayken, bir anda benim ölmeden önce yapmak istediklerim var diye kafamda şimşekler çaktı. 
Bunlardan ilki tabii Prag. Onu saymıyorum. 
Ama bir diğeri Lapland'a gitmek, orada Igloo otellerden birinde kalmak. Camdan igloo şeklinde kabinleri ısıtmalı olduğu için, kar yağsa bile camlardan eriyor. Evet o oteller dünyanın en pahalı destinasyonlarindan. Ama umurumda değil. İşe girerim, kredi çekip onu öderim yine de giderim.

İki tane gözüme kestirdiğim otel var. Biri uber lüks, digerinin de ondan kalir yani yok.
Golden Crown Levin Iglut ve Kakslauttanen Arctic Resort




Bu otellere gitmeyi isterseniz Nisan sonunda hemen bakmaya başlayın.  Simdi mesela dolmuş tüm igloo'lar



Bu tatilde Husky çiftliğine gidebilir, Ren geyikleri ve Huskylerle ile kayabilir, Ren geyiği ile sürüş sertifikası alabilirsiniz. Şaman çadırlarında krep yayip Sami şarkıları dinleyebilirsiniz.
Kuzey Kutup Dairesini geçtiğiniz için Kuzey Kutup Geçiş Sertifikasi da alıyorsunuz. Buz Otel, Buz kilise bana saçma geldi onlara gitmem mesela asd. En heyecanla gideceğim yer de Santa Claus Village.
Noel babaya gider sarılırım çocuk gibi 😂
Bir sürü kartpostal atarım.

Buraya gitmek için booking'den rezervasyon yaptırmalı bir tatil olacak çünkü turlar saçma salak yerlere götürüyorlar.
Misal hicbiri igloo otelde konaklamiyor. Tamam kac tane deli o otelde dört güne bir dünya parayı sayacak ki, onlar da haklı.


Lutfen yapayım. Bir tane daha çooook istediğim bir yer var ve orası icin de kredi çekmem şart ama onu söylemem.  Onu da cidden yapinca görürsunuz.

21 Haz 2017

My Workspace

 Veee çalışma masamı tamamladım. Tam bitinceye kadar fotoğraflarını çekmedim.
Öncelikle duvarı karatahta boyası ile boyadık. Sonra Ikea ziyareti gerceklestirdik. Iki tane 120/60 masa aldım. Venge alsam mı almasam mı diye düşünüyordum çünkü dolabımı venge ve çok el izi oluyor. Ama masaya orada bakinca hiç iz olmuyordu onun için direkt aldım masaları. Bir de masa lambası aldım tam ortaya gelen yere taktık. Böylelikle iki yöne de dönebiliyor.


Bu cam fanusu görünce direkt aklıma bu ışıkları içine doldurmak oldu. 
Daha önce şoklamis yosunlar ile tanzim etmiştim. Bugün de deniz kabukları doldurdum. Fanusu da Greenmall 'dan aldım. O siteye bayılıyorum. Harika bitkiler var 😍
Zaten bu fanus sayesinde terraryum sever oldum. Odamda skulent yetistiriyorum ehehe. Çok su verdiğim için bir kaktüsum öldü ama yerine tekrar bir tane daha ektim :)
Akşamları ışıkları açınca oda Hobbitton'a benziyor ki Hobbitton terraryum yapma planım tabii var.
Air plantlarla Jellyfishler olacak.

Saksilari da emoji ile sirinlestirdim :))




Tahtaya takımyıldızları çizdim. Ve tabii dolunay, ay'in halleri 
Evren atlası, Gök Atlası, Yildiz haritalari bir yanda duruyor. 
Yakında oraya Gökyüzü Atlası da eklenecek.
Takım yıldızlarını öğrenmeyi istediğim için oraya çizdim. 

Sulu boyalarim bunlar da. 

Kasaları zor boyadım. Küçücük şeyler ugrastirdi baya. 


Prag resmini de şövale'ye yerlestirdim. Bim'den aldığım tel rafı siyaha boyadım, cinnet gecirtti. Defterlerimi de oraya yerlestirdim. 
Tam youtube'da my workspace tour videolarinda görüp içimin aktığı masalardan oldu. Planladığım gibi oldu hepsi. 

Şimdi karşı duvar bomboş kaldı. Oraya da tapestry gelecek ve resimlerle bir köşe yapacağım. 
Bakalım bakalım :)

9 May 2017

The Funeral


En son yazima baktım da, nasıl korkunç bir ruh halindeymisim. 
Simdi ise olanlara inanamıyorum. Bundan altı ay önce banannem felç geçirdi. O zaman o kadar ağır değildi ve bir iki gün sonra düzelince herhalde kuzenin düğününe gitmemek için bunu yapıyor demiştik. Üç ay sonra ise tamamen kötülesti. Sağ tarafı hiç çalışmıyor ve konuşamıyordu. Konuşamadığıni ise hiç anlamıyordu. O anlattığını sanıyor ama anlamadığımızi düşünüyordu. Çok zor bir insan için bu olay. 
Babannemle hiçbir zaman harika bir ilişkim olmadı. Onunla ilgili tek güzel paylaşımım, cocukken bana geceleri anlattığı masallardı. Bayılırdım onlara. 
Bundan on sene önce bizimle yaşamaya başladı. Çok zor bir on sene yaşadık. Keşke biraz daha esnek olsaydı, bizimle iyi geçinmek isteseydi ama olmadı. Hep biz ona uymaya çalıştık. Ben bu arada asosyallestim. Ailece bir yemeğe bile gidemedik. Çok fazla sinir krizleri geçirdim. Hiç istemediğimiz şeyleri yaşadık ki, biri babamla oldu, bu konuda ikimiz de çok üzgünüz. 
Bu üç ay ise babannem çocuğum gibi oldu. Daha önce de ben her şeyini yapiyordum hatta bu kiz evlenirse bana ne olacak diyormuş. Bu üç ayda o kadar yakın olduk ki, gözlerinden ne demek istediğini bile anliyordum. Başına gelen durum onu çok üzüyordu.

Bundan on gün önce sınava girdim, geldim kolu uyuşmuştu hareketsizlikten onu hareket ettirdim. Hiç hoslanmiyordu ama üzülüyordum o koluna. Bir de gündüz uyursa, gece uyumayıp tüm ev ahalisini de uyutmuyordu. Onun için uyutmamaya calisiyordum. Yemeğini yedirdim, aklıma ne geldiyse konuştum uyumasın diye. Sonra elimi aldı yanağına götürdü ben de öptüm, birazdan yine geleceğim dedim. Odamda bişey izliyordum, baktım iceriden öksürüyor yaa hasta olmaz insallah diyerek bakmaya gittim nefes alamiyor gibiydi, dili şişmişti. Korkudan bayikacak gibi oldum, bişey oluyor ne oluyor?
On iki saat sonra onu kaybettik.

Açıkçası öleceğini asla tahmin etmezdim. İnanamadım. Evden çıkana kadar gidip gidip baktım, dokundum, nefesi var mi diye dinledim.
Evden cikarttiklarinda o tabutu, gidişini görünce kendimi kaybetmişim. O kadar ağladım ki, kimse benim o halime inanamadı. Gasilhaneye yikamaya gideceğim diye tutturdum, ona da babam engel oldu ki iyi  olmuş an çünkü sanirim orayı hiç kaldiramayabilirdim. Şu an bunları yazarken bile agliyorum. Sen bile tahmin etmezdin arkandan bu kadar üzüleceğimi.
Cenaze oldu, bir iki gün sonra herkes çekildi. Ev ölü evi gibi de değil çünkü kimse gelmedi. Çok sevilen biri değildi, bir de aşırı yaşlıydı. Güzel bir hayat yaşadı. Cidden onun ve anneannemin şansı bana geçmiş olsun. Ikisinin de her dediğini herkes yaptı.

Şimdi evde yeni bir hayat kuruluyor sanki.

Geçen psikolog bir tanidigimiz gelip ciddi bir terapi görmem gerektini söyledi. Söylediğine göre tukenmislik sendromundaymisim. Bunu araştırdım ardından, her belirtisi bende mevcut. Ve en şaşırdığım şey hani diyordum ya, kitap okuyamıyorum dizi izleyemiyorum vs. Şu bir haftada iki dizi bitirdim, 3 kitap okudum. Deli gibi yutuyorum her şeyi. Aslinda tedaviye de gerek yok, düzelmeye başladım gibi gibi.

Birçok kişi aldığım sanat ürünlerini görünce sen zenginsin galiba diye mesaj atıyorlardı. Gülüyordum buna çünkü üzerinde çalışabilecek bir masam bile yoktu. Mutfak masasında, salon sehpasında ciziyordum onları.
Bazen üzülüyordum bu duruma ama Dali'nin çamaşır odasinda çalıştığını okuduğumda biraz güç vermişti o durum.
Son zamanlarda ise mutfak masasında babam hakimiyetini kurunca hiçbir şey çizemez oldum. Zaten içimden de gelmiyordu.
Çoğu zaman istediğim ürünleri nereye koyacağım yer yok diye almiyordum.
Şimdi mükemmel bir masa alacağım. Bir yanda polymer clay olayim, bir yanda bütün resim malzemelerimin hepsi elimin altında olacak kaldirmak zorunda olmayacağım. Sevdiğim sulu boya setlerini ve Albrecht Durer 120li boya kalemlerini alacağım. Simdi artık istediginizi diyin, zengin şımarık kız diyin o kadar koymaz. Masamın resimlerini buraya eklerim mutlaka. Aman ya bunu yapsam nereye koyacağım diyip yapmadığım her şeyi yapacağım. En başta Hobbit evi mumlugu yapacağım.
Sabahları istediğim makyajlari yapip yatincaya kadar çıkarmayacağım.

Kafama ne eserse onu yapacağım. Bir gün kalkıp hadi suraya gidelim diyip kimseye hesap vermeden gezebilirim. En nefret ettiğim şey plan yapmadan elimi kolumu sallayarak dışarı cikamamakti. Hatta cook aşık olduğum adam bir keresinde hadi gel şurada buluşalım dediğinde gidememistim. Çünkü bana bunu en az üç gün oncesinden soylemesi gerek ki gidebileyim. O çok üzmüştü. Zaten bir daha da hiç çağırmadı.

Öncelikle yakın yerlere gitmeyi istiyorum. Eskişehir, yazın yine Ege. Sonbaharda Abant, Yedigoller.
Sonra Prag ve Avrupa.

Bu ara Aliexpresste harika iskelet ve kafa tasi bulmuştum. Geçen hafta aldım ama adam yollamamis. Baktım yollamamisken iptal ettim.
Babannemin olmeden önceki on iki saat önce yani yüzü tombuldu. Yemek seçemedigi için  kilo almış, yemek problemleri duzelmisti. Sabah hatta kilo aldın sen demiştik. O on iki saatte yüzü tamamen çöktü, en son ise tamamen kafa tasi halindeydi.
Bu ara o tip şeyleri kaldırabilecek ruh halinde değilim. Adama üşenmeyip bunları anlatan bir mesaj attım. Ne üzüldü yazık ya.
Dün de saclarimi boyadım. Aylardır ne makyaj yapıyorum, ne saçim bir şeye benziyordu. Önce açtım beyaza yakın sonra mor sampuanladim. Baya iyi bir gri oldu ama o halini görünce sinirlerim iyice bozuldu. Hemen turkuaz yaptık. Benim kendimi en iyi hissettiğim renk o.

Babannemin ölümü çok sarstı beni. Her he kadar anlasamasak bile ara ara özlüyorum tuhaf bir şekilde. Sonra daha önce onunla yaşadığımız hayata inanamıyorum. Nasıl dayanmışiz diyoruz. Hem ölümüne inanamıyorum, hem de onunla nasıl yaşadığımıza inanamiyorum.

Bir yandan ona kızıyorum bu kadar inatçı, dediğim dedik biri olmasaydı hep beraber çok eglenirdik.

Ondan öğrendiğim en büyük ders şu hayatta bir tüy kadar hafif olabilmek. Olmayı başarabilmek. İnsanlara yük olmamak, her işini başka birinden beklememek. Bundan önceki yazımda her şeyi kendim yapmaktan yoruldum demiştim. Hayır bu kötü bişey değil. Kendi kendine yeten biri olmak güzel. Yapabildiğin şeyleri yardım almadan yapacaksın bu hayatta.
Kimse kimseyi taşımak, mutlu etmek zorunda değil.
Ben nette şimdiye kadar hayatımı hiç yazmadım. Yazdıklarım minik bir parçasıydı. Sorunlarımı, yaşadıklarımı cok az kişi bilir hatta çoğu kişi bilmez ve bilmek zorunda da değil. Ben hep benim gözüme takilan güzellikleri yansıtmaya çalıştım. Yazılarım ise yok şunu yapin, şöyle olumlu olun, sevgi pıtırcığı olun da değildi.
Unicornlar, cadılar, deniz kızları, büyü şişeleri, minik Hobbit evleri, Halloween, ritueller yani magical her şey. Ben sadece sorunlarımdan, asosyalligimden bunlara kaciyordum.

Şimdi minnoş bir kedi alacağım. Bu ara pek minnaklar yok ama cikacak karşıma. Yıllardır istiyordum. Eve biz zor sigdigimizdan minik nasil sigacakti. Geçen yaz Ayvalikta iki minik görmüştük, simdi olsa dusunmeden ikisini de alırdım. Öyle çıkarsa sevineceğim piliz :)


Çok uzattim. İçimi dökmeye ihtiyacım vardı.  Yakinda masamın ve arkasina yapacağım kara tahtamin resimleri ile gelirim.