24 Ekim 2009 Cumartesi

Bir Çocuk Gördüm Geçmişte


Zamanında bir çocuk vardı,uzaktan hayal meyal sisli bir şekilde hatırlıyorum onu...Çok küçüktüm çünkü...Yakışıklı,herkesin sevdiği,çok güzel gülen biri olarak hatırlıyorum...

Ve ailesi...Öylesine yapılan bir evlilik,sonu boşanmayla biten...Çocuklarsa anne ve babanın arasında resmen top misali gidip geliyorlar...Babanne bakıyor çoğu zaman...

Oğlan bunalıma giriyor,ama kimse farketmiyor,herkes onu gözleri gülen çocuk olarak biliyor...Gözleri gülüyor ama içi kan ağlıyor...

Birgün bir düğüne gitmek için hazırlanıyorlar,herkes çıkıyor evden ,ya baba ben birşey unuttum geliyorum az sonra diyor ve eve geri dönüyor...
Sonra...
Sonrası yok...

Babasının tabancasını alıyor şakağına dayıyor...Çünkü bıkıyor,ordan oraya savrulmaktan...Çünkü bıkıyor,bu aitsizlik hissinden...
En deli çağında daha üniversiteye bile başlamadan bu dünyadan gitmeyi seçiyor...

Oysaki onu seven onca insan varken...Halen adı akla gelince birçok kişi burukluk yaşar...Halen o babanne ilk günmüşçesine ağlar...

İşte ben herzaman diyorum anne ve baba olmak öyle kolay şey değildir...Eğer bu sorumluluğu alıyorsan her şekilde alacaksın...Bir süre sonra senin hayatından çok çocuğun hayatı olmaya başlıyor...O çocuğun yaşadıklarını çok kişiden duydum,anne ve babasının ilgisizliğini,umursamazlığını...

En büyük hata ise eğer ebeveynsen evinde kesinlikle silah bulundurmayacaksın...Çocukların bir anı bir anını tutmaz,deli bir anında böyle birşey yapabilir...Ha ilaçda içebilirdi,bileklerinide kesebilirdi,ama en azından bulunduğunda belki yaşıyor olurdu,kafası patlamamış olurdu...

Şimdi bu yazıyı neden yazdığıma gelirsek,bana bir blogger arkadaş biray önce silahlanmaya karşı bir blog açtığını ve tanıtıcı bir makale yazabilirmyim diye sormuştu,ama çok yoğun dönem geçirdiğimden yazamadım ancak şimdiye kaldı,baktım o bloğa kapanmış...
Ama olsun yazacağım dedim...

Umarım böyle üzücü olayları bir daha duymam,
lütfen çevrenizde silah bulundurmayın...Özelliklede çocukların ve gençlerin yanıbaşında hiç bulundurmayın...

B.'ın Anısına...

21 Ekim 2009 Çarşamba

Before Sunrise/Before Sunset






Evet kabul ediyorum hep izlemem gereken filmleri izlememişim...
Ve bu açığımı kapatmak adına canla başla çalışıyorum:))

En son bu filmi izledim...Aslında iki film ama bana bir film gibi geldi arka arkaya izlenince:)

Before Sunrise,ilk film...Trende tanışan iki gencin Viyana'da bir gün ve gece geçirmelerini anlatıyor...Öyle bir gece geçirmeyi isterdim...Prag olabilir mesela:)
Çok naif kırılgan ve repliklerinin insanın aklına kazındığı film demek daha iyi olur...Ethan Hawk'ı pek sevmeyen bendeniz burada resmen bayıldım adama...O çocuksu heyecanı gülümsemesi ile beni benden almıştır...Julie Deply ise kibar,entellektüel rolü cuk oturmuş...
Bütün bir geceyi eğlenceli bir şekilde geçirmek ve sabaha değil o sokakların boşluğu,ıssızlığı ile insanın içine çöken melankoli ile sanki onlarla yaşadım filmi ben:)

Tamam kabul ediyorum plak dükkanındaki sahneleri en favorim oldu...Kabine girip Kath Bloom'un "Come here" şarkısını dinlerken çekingen ve öpüşmek isteyipde birbirinden utanan halleri çok sevimliydi...

İkinci film Before Sunset'de ise Jesse ve Celine 9 yıl sonra biraraya geliyorlar...Jesse o geceyi kitap haline getirmiş...Paris'te tekrar karşılaşıyorlar,büyümüşler ama yine replikler aynı...Aynı hayat sorgulaması aynı sevimli naif insanlar...Bazen filmde değilde onların yanında bi tabureye oturmuş dikizliyormuş havası oldu bende...Bide ohh Paris diyorsun tabi...Sonunda Nina Simone ile bitiyor olayı...Ve tabi July Deply/"A Waltz For A Night" ile...Jesse gitmiyor,uçağı kaçırıyor muhtemelen,sündürmüyorlar olacakları izleyiciye bırakıyorlar...Celine ne tatlı dans ediyor,Jesse ise ona sevimli sevimli bakıyor...

Bu iki filmde beni etkileyen iki insanın samimiyeti,zorlama bir hikaye taşımaması ve replikleri ezberlemişçesine kalıplaşmış değilde bir Viyana yada Paris sokağında yürüyen alelade iki insan olmaları...Dediğim gibi onları takip ediyormuş hissiyatı veriyor...

En etkileyci repliklerinden şairin onlar için yazdığı şiirle bitireyim...


"i'll carry you. you'll carry me...
that's how it could be...
don't you know me...
don't you know me by now..."


16 Ekim 2009 Cuma

"Northern Exposure"


Yazdan beri bu diziyi izliyolar bizimkiler...Ama yazın karlı soğuklu şeyleri pek sevmediğimden ben burun kıvırıyodum:)
Ama şimdi başlayabilirim dedim ve kaçırmadan izliyorum...Eskidende yayınlanıyordu ama o zaman izlemedik işte velettik:)

Ama çok güzel dizi...Soğuk bir kasabada geçen sıcacık hikayeler...Bana biraz Gilmore Girls'ü anımsatıyor...Yada onlar bundan esinlemiş olabilirler:)
Benim favori karakterim dicey;),çok hoş adam yav...Bide şaman-yazar çocuk var deri çeketli oda görüş alanıma giriyor:)

Ve kızılderili kız başlıbaşına olay...
Her bölümde değişik bir özlü hikayenin anlatılması,masal tadını veriyor...
Kahve ile pek süper gidiyor vesselam:)

Fotokopiler


Bugün pek doluyum diyeyse...Uzun zamandır yazmadığımdan düşünce bulutlarım birikmiş,sağnak halinde yağıyorum bloğa:)

Şimdi bu aralar çevremdeki tiplere bakınıyorumda hakkaten fotokopi olarak hayatını idame ettiren insanlara denk geliyorum...

Mesela bir bayanı ele alalım,sevdiği insan hemen zaten hayatı haline gelir...Onun sevdikleri,beğendikleri,hoşuna gidenler,yediği içtiği,zıçtığı herşey herşey....Ve oda sever haliyle...Sevdiği bir şarkımı var,hah evet en sevdiği şarkı o olur...Sevdiği bir filmmi var,tamamdır o fil onun hayatının filmidir...Örnekler böyle çoğalabilir işte...

Sonra karşısındaki kişi birgün çekip gidince fotokopi halinde kalır...O kendi değildir,noterden tastikletse dahi!,onun gerçeği değildir,noterdeki mutfakta buluna fotokopi makinasında çoğaltılmıştır,zorlama bi şekilde mühür basılmıştır...

Kendi değildir,o sevdikleri,bayıldıkları kendisini yansıtmıyordur...

Bence herkes özgün olmalı...Her ilişkide iki tarafın kendine özgülüğü olmalı...Ve bunlar paylaşılmalı,o zaman sağlıklı ilişkiler çıkar...

Kişi seni sevdiklerini seviyorsun diye değil,özgün olduğun için sever...

Yoksa eninde sonunda;
"Al fotokopini çektir git" durumu olur...

Ayıp/Yasak/Günah!


Sinir oldum...

Konuşuyoruz,bi tanıdığımız bayan var böyle üniversite bitirmiş kendine cahil dedirtmeyen...
Başlamış ayy ben önce ilişkileri olup,beraber olupda onlardan ayrılıp evlenen kadınları anlamıyorum,kocalarının yüzüne nasıl bakıyorlar acaba diyor...

Ama nedense kadınlar için geçerli...Evlenilen adamın bakir,yada bakire olması hiçbir zaman sorgulanmaz...Yada adamın yüzüne rahat bakıyor olmasıda sorgulanmaz...

Toplumumuzda çok sert kalıplar mevcut...Bunu ister 5 üniversite bitirsin bazı insanlar aşamıyorlar...

Ayıp,yasak,günah!

Bunlar toplumumuzun bize dayattığı normlar belkide...
Cinsellik ayıp,kötü sayılan herşey yasak,din ise günah!
Neden böyle diye sormak her üçünü kapsıyor hatta...

Sus;ayıp,yasak,günah bunları sorgulama!

Bu yüzdende insanımızda çok kesin yargılar mevcut..

O kadına baktığımda; muhteşem bir evlilik sürdürdüğünü düşünüyor,bakıyorsun kocasının her dediğini yapıyor ve doğal olarakda muhteşem evliliğe sahip...Bi hayır dese,istediğinde diretse cıngar çıkıyor, ve yine adamın dediği oluyor...Kadın bakire,sadık eş,nerdeyse köle...Ama neymiş efendim muhteşem ilişkiymiş...

Ama oturup,başkalarının ne yaşadıklarına kafa yoruyor bu kadınlar...Abi sanane,herkes istediği gibi yaşar,bu beni zerre bağlamaz ben arkadaşlarımı cinsel hayatlarına göre seçmem...Benim yaşam tarzım farklıdır,onunki farklıdır...Ama insanımız aşamıyor işte bunları,din,cinsellik,ırk bu tip ayrıntılara o kadar kafa takıyorki ayrıntılarda boğuluyor,bakış açısı gitgide daralıyor,daralıyor ve küçücük kalıyor...

Normlar,baskılar,sorunlar,kişilik bunalımları...


Ve bizler ayıp,yasak,günah üçlemesinden ayrılmadığımız sürece,ileriki neslillerde aynen devam edecek...Bunu kırmanın birçok yolu var,öncelikle insanları kınamamak,hatta hayatlarını mercek altına almamak,kendi yoluna bakmak,kendimi nasıl geliştirebilirim?le uğraşmakla başlayabiliriz...

Artık bu normların,bu kalıpların ve duvarların yıkılması gerekiyor...
En azından okumuş cahiller ordusunun bi silkinmesi,kendine gelmesi ve kendiyle ilgilenmesi gerekiyor...

Ne dersiniz?

15 Ekim 2009 Perşembe

Okul Yıllarım

Finduilas mimlemiş beni..Tamda zamanında valla,dün kayıt olayı yaptırdım...

Konu okul hayatım...Burada yazmıştım sanıyorumki ama bulmaya pek üşendiğim için tekrardan yazayım...

Açıkça söylemek gerekirse okullardan nefret ettim hep...Sevmiyorum abi napiiim,sevemedim gitti...İlkokulda en sevdiğim ders resim ve bedendi(oda hoca boş bırakrdı,bizde yoncimik eşliğinde aboneyim abone dansı yapardık)

Ortaokul fena değildi harbi hayatta görüp göreceğim muhteşem öğretmenlere sahip oldum...Hayat dersi verdiler resmen...

Lise;ahah iyi,kötü,çirkin!:) lise hem çok eğlenceli,hemde çok iğrenç geçti...Dün hele küfür ede ede çıktım okuldan...Facebookta oklun gruplarına herkes ayy çok güzeldi,şöle iyidi böle muhteşemdi yazmıyolarmı didik didik etmek istiyorum o yazanları...Neresi güzeldi teallam ya...Kaşar kızları ve piçleriyle nam salmış bi okuldu...

Hergün yine geliyorum şu lanet okula diye gelirdim ve çoğusundada asardık okulu...Devemsızlıklar,raporlar,raporlar...

Ve zor bir aşk...Çok acıtan,üzen yaralayan...

Sonra bunalım dönemim başlar...Bu dönemde saldım kendimi tamamen...Öss'ye girip çıkıyordum ama zerre umursamıyordum...Yetenek sınavları vs...Ama onlarıda fazla takmıyordum...Sonra açıköğretime başladım,çalışmadım bıraktım...İşe girdim çalıştım bi süre...Anksiyeti,ağır depresyon,intihar bunalımı falan alla ne verdiyse artık vardı:)

Vee kişisel gelişime merak saldım tuhaf bir biçimde hayatım değişti...Açıköğretime tekrar girdim,kişisel gelişm teknikleri ile depresyona bağlı olan sorunlarımı aştım...

Ve bu sene sosyal hizmetler bölümünden devam etmeye karar verdim...Bu bölümü okurkende kpss'ye çalışmayı düşünüyorum ayriyettende...Sonrada bi memurluğa kapağı atarım inş...

Budur işte okul hayatım,pek kasvetli,pek bişeye benzemiyor...

Dün kayıt olayında resmen kafayı sıyırdım...Cebeciye hiç gitmediğim için kardeşimle beraber gittik...Ohh mis bankada hiç sıra beklemedik,açıköğretim birosu boboştu ohhh yaa falan dedik...Bi gittik benim diploma yerine geçen çıkma belgem kabul görmedi...Hoppp git tekrardan okula...Okulda binbir tatava ile diploma yerine geçen belgeyi al,notere git onaylat 2 fotokopi,bi belgeye 28 kağıt say,gerisingeri biroya git ve ana-baba günü olsun...Sonra yapılsın nihayet işlemin...Tabi donuna kadar ıslanmayı saymıyorum bile:/

Sinir bozucuydu...

11 Ekim 2009 Pazar

Mim;10 Yıl Sonraki Syco



Mrs.Barosmimlemişti beni başlayalım bakalım...

Mim 10 sene sonra kendinizi,nerede nasıl görüyorsunuz??Hayaliniz nedir?

Şimdi 25 yaşında olduğuma göre 10 sene sonra 30larımın tam ortasında ikamet ediyor olacağım,ahaha ne zekiyim demi:))

35 yaşımda güçlü,topuklu ayakkabıyla sek sek sekebilen,havalı,Syco'nun biraz daha gelişmiş serpilmiş versiyonunu isterim...Zaten minyon olduğum için direk 25 göstercem nihoho:))

Ayriyetten Darcy'i istiyorum ben...Onunla bir hayat istiyorum...Çok klasik evet ama onunla aynı evde olmak istiyorum,ona yemek yapmak istiyorum,beraber film izlemek,saçmalamak,huysuzluklarına he he demek istiyorum...Geçen superkahraman arkadaşım başka yokmu hayalin dedi yok dedim...

Ayriyetten avrupayı(özellikle Prag'ı)gezmek istiyorum...

Vee Missipipi'yi yapmamışsa Hesionka'yı mimliyorum;)

10 Ekim 2009 Cumartesi




Oii ben geldim:))
ff bloggerdan uzaklaştırıyo diyorlardıda inanmıyordum,öylemiş gerçekten geldiğimden beridir yazıcam yazıcam bi yazamadım...

Geldik hemen telaşe sardı bizi,bebişler ha doğdu ha doğacaklar...Hepimizde heyecan var...Ben bu hafta kaydımı yaptırcam,heyecan değilde bi tuhaflık var...

Sonra zaten ev bomboş olacak,annem olmayacak bi süre,kardeşim okulda full time film izleyip,download yapma günleri beni bekler...

Varya bütün kült tabir edilen filmleri elden geçireceğim kafama koydum...

Bide babam 12de finito yapıyo pc'yi sinir oluyorum bu duruma...Yine neti kestirmekle tehtid ediyo hüfff:(

04 Ekim 2009 Pazar

Blond!


Sarışınlık yakışıyormu bilemiycem ama zor zanaat...
Buda peruk tabii geçen kendimi perukçuya atup böle fotoraflar çekip çıkmıştım...Hep yayınlayacam bi kısmet olmadı kısmet bu güne'ymiş:)

Tatilde fena geçmiyor,oldu bebeyim hadiii çüüüüüzzz:)


01 Ekim 2009 Perşembe

Topla Bavulları Syco!

Sonunda tatile gidiyoruuuuuuuummmmmm!

Varya sevindirik oldum,sabahtan beridir dansediyorum sevinçten Lady Gaga eşliğinde:)

Aslında bu hiç planda yoktu bir anda çıktı:)

Evet biraz geç oldu ama nolsun,zaten deniz güneş kum yapmasamda olur,çok güneşlenme modunda olan birisi değilimdir...

Olayın tek olumsuz tarafı öskee ile görüşemeyeceğim ve rockstationa gidemeyeceğim doro hatunu izleyemeyişim olacak,lakin açıkçası bu tatil fırsatınıda kaçıramam ne yalan söyleyim...Bütün bir yaz ağlanıp durdum,şiştim tatile gidenleri izleye izleye...Artık Doro'cuğum başka bir zamanda görüşürük:)

Bavul toplamalı acele acele...

Bavul toplarkende ayriyetten izlenmeli;



Size yazarım ara ara,gittiğim yerlerde net var allahtan:)
Blog Widget by LinkWithin