30 Ara 2010

Yıl Sonu Muhasebesi


Ne çabuk geçti şu iki ay yahu dedim bugün. Çok çok hızlı geçti ve benim hayatımda bu son aylarda bir çok şey değişti.
2010 benim için berbat bir yıldı ve olabileceğim en saçma yerde buldum yıl sonunda kendimi. Ama bunun yanında kendimle ilgili çok önemli tanılar koyduğum ve yolumu sonunda çizmeye büyük bir adım attığımda doğrudur. Onun için şimdi düşününce o kadar da kötü değil sanırım :)

Bu sene yani 2011'de muhtemelen fazlasıyla çok ders çalışıp, çizim yaparak geçecek ilk yarısı. Yaza kadar bu doğrultumuz var. Ve her zamanki gibi bol bol dizi ve anime, film izlerim muhtemelen. Ayriyeten kısmetim açıldı resmen, aşk hayatım şimdiki gibi giderse yaşadık! :)

Artık hayatımda bir şeylerin değişmesini istiyorum. Daha sosyal olabilirim mesela, yada daha çok seyahat edebilirim. Bunlar olmayacak muhtemelen onuda ekleyeyim :)

Bu fotoğraf'daki kurabiyelerim tarifi ise Yemekler ve Müzikler de mevcut.
Bu senenin beni en mutlu eden şeyi orası zaten.

Bu senenin enleri;
Midlake'in "The courage Of Others" ve Slash'ın albümleri.
Misfits! manyak dizi, öle bayıla izledim.
Sons Of Anarchy 3. sezon( çok kısa geldi lanet gelsin!)
Önü bantlı ayakkabılarım (peki pek sevdim onları ben)
Kamelyalı Kadın (her elime aldığımda bırakıyordum, sonunda bitti ve boğazımda bir yumru oluşturdu)
One Day (çekin filmini merak ediyoruz, ama yoo bok ederseniz diye korkuyoruz)
Aldığım delgeç ve ekürileri (onlarla ne projelerde buluşacağız)
Behzat Ç (yapılan en güzel türk dizisi)
Alp ve Mert überçılgınları

Neyse iyi yıllar demek adet olmuş, haydin o zaman diyelim..

26 Ara 2010

Rüya

Bugün bir rüya gördüm. Buradaydım, ama kar vardı, sonra bir pansiyona gittim yağmurluydu hava, ama çok huzurluydum. Yaşlı bir teyze pansiyonun sahibesiydi.

Melis Danışmend'in "Büyük Kaçış" şarkısındaki gibi "Ayaklarımı kıçıma vura vura, kaçmak istiyorum Büyük adaya, orada yaşayan bir adam var ya, Yıllardır inzivada" sözü gibiydi rüyam.
Ben hiç gitmedim şimdiye kadar Büyük adaya. Ama rüyadaki yer öyle güzeldi ki...



23 Ara 2010

Ucuz





"Bir gün karşılaşacağız bir yerlerde, selam vereceğim sana
O gün konuşacağız hep seninle
Öyle bir kin var ki içimde sana karşı, şarkı sözü yapsam daha iyi olur
Çok fena küfretmek istiyorum sana, ama etrafa ne kadar ayıp olur
Bir tekme atsam dizlerine, yazık çünkü narin o beden
Ve öldürmem seni asla
Çünkü yaşamak daha büyük bir ceza..."

Evet zamanında bu şarkının her sözüne kalıbımı basacağım biri vardı. Bir kadın. Ve her şey çok güzel giderken, başkalarının doldurmalarıyla saçma sapan davranmıştı. Dinlemeyip, yargılamıştı. Ve ben bu şarkıdaki gibi çok büyük bir öfke içindeydim.
Ve öldürmem seni asla, çünkü yaşamak daha büyük bir ceza dercesine çıkıp gittim hayatından. Ardımda bu resmi bırakmışım. Geçen eski çizimlerimi bulunca çıktı ortaya.
O herşey de haklı, en önce birinci, ben ise susan ve arkada giden kızıl saçlı. Ve halen her ne kadar ona kızsamda kolum omzunda, hep yanında olurum der gibi.
Şimdi ise hayatına bakınca gitmenin çok doğru olduğunu görüyorum. O insan aynı, çevresindekileri kullanıp kullanıp bırakıyor çünkü. Bunu o zaman yanında olan bir dolu kişiye de yaptı çünkü.
Şimdi ise iyi ki hayatımda değilsin diyorum ona. İyi ki...

21 Ara 2010

Adam



"Sevipte söyleyemediğim şarkılar var
Bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler
Keşke,keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları
Düşlerim var...
Uyandığımda yalnızca başını hatırladığım,
Ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim
Bir adam var düşümde,tam dokunacakken uyandırıldığım
Bir adam,sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim
Düşümde bir adam var,benim mi bilemediğim
Bir adam var diyorum,düşünüp düşümden ayrı kaldığım..."


Bir kaç gündür sürekli aynı rüyayı görüyorum. Aslında zaman zaman bu rüyayı görürüm. Böyle biriyle çok büyük bir aşk yaşıyormuşum, tam en güzel yerinde o kayboluyor ben uyanıyorum. Aynı şarkıdaki gibi. Yüzünü bilmiyorum, yada hatırlamıyorum.

Bende ona güzel kıyafetler giydiriyorum çizimlerimde.

Bunun ardından bugün One Tree Hill'de Quinn ve Clay'i izlerken kötü oldum. 8. sezona başlamayım diyordum, ara vereyim biraz ama merak ettim.

Son zamanlarda insanların yapmacık olduklarına kafayı taktım. Evet bunu yapan çok kişi var ama herkesi bu şekilde etiketlemek doğru değil. Ve içimden "ya gerçekten mutlularsa?" sorusu geçti hep. Ki bunun artık doğru olduğunu düşünüyorum. Kendime kızdım. İnsanlara, hatta tanımadığım insanların kişiliklerine kafayı taktım. Bu hoş değildi, bu yaptığımdan, kendimden hoşlanmadım.

FrenchOjenin onu ilk okuduğum yazısı "Geçen Sene Bu Zamanlar" üzerine çok düşündüm. Geçen sene kişisel gelişimci gazıyla hem çok mutlu olduğumu söyleyip, hem de içten içe kötüyüm bir türlü düz gitmiyor işlerim diye hayıflanırdım. Ve bu sene berbat geçti. Ve ben geçen seneyi özledim. İşte bunu düşündüğümden beridir artık bir cevap arıyorum
"Neden?" diye. "Neden berbat geçti?"

Ve hep karşıma kendim olarak çıkıyorum. Bunun nedeni bendim. Sonuçları da ben. Mutsuzken mutlu taklidi yaptım. Kişisel gelişimcilerin atladığı bir şey var. Çok mutsuzken mutluyum deseniz bile içinizden bir ses "saçmalama bal gibi mutsuzsun" der. Ve siz onu iyice derine gömmeye çalışsanız bile o gerçeği biliyordur.

Mutsuzluğunuzu yaşayın. Ama onu başkalarına mal ederek değil, sadece yaşayın. Ama köklerinizi onunla asitlemeyin, yakmayın.

Şimdi mutsuz olduğum için başkalarının mutlu olmalarına inanmıyorum. Ya da inanmak istemiyorum. Ama onlar mutlular ve benim buna artık saygı duymam gerekiyor. Ve aslında beni mutlu eden şeylerin olduğunu görmem gerekiyor, çünkü var. Ben sadece hep olmayanları görüyorum.
Mesela Yemekler Ve Müzikler. Son zamanlarda beni inanılmaz ötesi heyecanlandıran, mutlu eden şey. Onları yaparken, fotoğraflarını çekerken ki, ışık düzgün olsun diye genelde perdeleri sonuna kadar açıyorum ve fotoğrafları çekerken öyle şekillere giriyorum ki, dışarıdan görenler bu kız deli demiyorlarsa neyim. Ama mutluluk veriyor.

Bizim ailede bir söz vardır; "Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür" diye. Birilerine dayanıp, hep bir şeyler beklediğiniz zaman aklınızda bulunması gereken en büyük gerçek, onun bir gün bir şekilde öyle ya da böyle sizinle olmayacağıdır. Bunu es geçmeyin. Dayanmanız gereken en önemli şey yine kendiniz.

Kimseden bir şey beklemeyin. Eğer bir çiçek bekliyorsanız, bahçenizi yaratmaya ne dersiniz?

Geçen yılbaşında "bu gün berbat geçecek" diye şartlamıştım kendimi. O gün çok çok güzel geçti şaşırtıcı şekilde ama yıl berbattı.
Bu sefer harika bir ziyafet vermeyi planlıyorum sevdiğim insanlara. Ve o gün çok güzel geçecek, tüm yıl da öyle.

Geçen yılın en güzel iki şeyi Ac/Dc Ve Motörhead'dı. Yani Alp ve Mert. Onlarla oynamak, kendilerinden beklenmeyen şeyleri yaptıklarında şaşırmak, yemek yedirmeye çalışmak ve üstümün mama olması, ilk kucağıma aldığım zamanlardan buralara kadar geldiğimiz nokta. Alp'in Bilimiğin, Mertin ise benim klonum olması çok çok başka şey.

Ben ilk defa operaya bu sene gittim mesela. Ve şans eseri türkiyenin en iyi sanatçıları sahnedeydi. O gün büyülendim. Çok mutluydum, sahnede bir trajedi oynanıyordu ama ben mutluydum.

Ve anneannem. İlk zamanlarda bu kadar üzülmüyordum, çünkü hastaydı bir bağlamda kurtuldu en azından diyordum. Ama geçen kar yağdığında küçük çocuk gibi "anneannemin üstüne kar yağıyor" demem neydi? Evet her ne olursa olsun onu çok özlüyorum, hemde her hatırladığımda, her aklıma geldiğinde. Aynı Emine teyzem gibi. Onuda çok özlüyorum, her gün söylediği bir şey geliyor aklıma. Onları hatırladıkça mutlu oluyorum aynı zamanda.
Bu sene çok kişi öldü aileden, ani ölümler falan. Dün annemin halası öldü. Çok yaşlıydı, zorlanıyordu, üstüne üstlük huysuzdu. Ama öldüğünü duyunca annemin aklına gelen ilk şey;
"Bizi çok severdi, kuzuuuuum diye öyle içten sarılırdı ki, gitsin istemezdik"

Yani insanlar yaptığınız iyi şeyleri, üstünden çok çok çok uzun şeyler geçse dahi unutmuyorlar.

Şimdi belki mutsuzum sanıyorum hayıflandım, insanların mutluluklarıyla alay etim, ama geçecek. Bunu biliyorum, aslında geçiyor bile. Bu yazıyı yazmam, hatalarımı sonunda görmem, mutluluklarımın olduğu ile karşılaşmam bile sanırım geçtiğini gösteriyor.

Ve rüyamdaki kişi her nerelere girdiyse çıkacak. Doğru insan olayına inanmıyorum, ruh eşi falan. Çünkü herkes doğru kişi/yanlış kişi olabilir. Biri için doğruyken, başkası için tamamen yanlışsınızdır. Bunları düşünmek yerine, çok incelemeden hayatı yaşamak en iyisi.

Vay anasını son zamanlarda seninle bu kadar dertleşmemiştim blog. Çizimde bana ait, yazılar iğrenç kabul ediyorum. Ama rüyalarımdaki kişi lütfen tarzın bu olsun, bayılıyorum erkekte bu tarza.





20 Ara 2010

Mim




Sweetie Leaf beni mimlemişti. Ama ben kaç zamandır aklımda evet diyip, unutuyordum.

Konu kütüphaneden bir rastgele kitap seçip, 55. sayfayı açıp oradan bir paragraf seçiyorsunuz.

Benimde elim Eileen Caddy'nin "İçimizdeki Kapıları Açmak" kitabına gitti. Önce kitabı anlatayım, konu yok yani, 365 gün için yazılar var. Her sayfa başka bir gün. Kişisel gelişim kitabı aslında. Ama şöyle diyim ben, ne zaman moralim bozuk olsa o kitaptan rastgele bir sayfa açsam resmen o geçirdiğim günü anlatan bir yazı çıkar. Acayip bir şey yahu.

Neyse açtım 55. sayfayı ve şok oldum çünkü doğum günüm çıktı.

"Hiç bir şeye sıradan gözüyle bakma, kıymet bilmezlik etme, çünkü sen böyle yaptığında yaşamın içindeki parıltıyı yok edersin."

Evet yine aynı şey oldu! Bu aralar hep her şeye, herkes'e sıradan gözüyle bakıyorum. İnsanlar birbirinin aynısıdırlar diyorum. Bakın parıltıyı da yok ediyormuşum böyle yapa yapa.

Bu mimi Stubborna ve Ayşegüle yollayım.

Bu arada fotoğraf koyla alakasız değil, kahve içiyorum ve çizim yapıyorum ondan şeettim :)


7 Ara 2010

Amica&Prag

Sene bilmemkaç'ın Amica dergisinden benim Prag aşkımın temelini attıran fotoğraflar.
Çok güzeller. Karda gitmeli buraya, kışın gitmeli. Üşüyüp üşüyüp, kahve içmeli, çek biralarını yuvarlamalı, şarap içmeli. Küçük dükkanlardaki kuklalara dalmalı. Don Giovanni operasını orada izlemeli.
En önemlisi sevdiğin kişiyle saatlerce kar topu oynayıp, karın üstüne yatıp melek figürü çıkarmalı.
Bir gün olacak.





21 Eki 2010

Converse

Eski dönem şık şıkırdımı; ay şekerim bana telefon etti, sini siviyorum dedi.
Yana yatmış şıkırdım; aaa ni zaman oldu bu, ay sana evlenme teklif edecek bu çocuk bak görürsün.
Diğer şıkırdımlar; hımm çok sevinmin şekeriaaaa
Araya karışmış Converse; ya o seni seviyorumu derken belkide sarhoştu.


Tüm şıkırdımlar; Kıskanç haset seni! sen dinleme bebişim bunu, hem bu bizden bile değil baksana şuna hilkat garibesi gibi.

Bazen kendimi Marie Antoinette filmindeki bir anlık görünen mavi Converse’ler gibi hissediyorum. Oraya ait olmayan, ama içinde bakalım kim fark edecek hilesi olan.


7 Eki 2010

Sart Harabeleri

Sart Harabeleri Gezimizin fotoğrafları

Aslında niyetimiz sadece Sardes'i gezmekti. Ama bakındık orada Artemis Tapınağı da varmış, hadi orayı da gezelim dedik. Aslında Sart'ın içinde birçok tarihi yapı var ama bizim o kadar zamanımız yoktu.
Aşağıda gördüğünüz Sardes muazzam bir yapı, eskinin spa merkezi bir nevi...
Sardes Salihlide, yolunuz düşerse mutlaka uğrayın.
Para'nın ilk basıldığı ve tarihi kral yolunun ilk başlangıcı yer yine Sardesmiş.






























Kraliçeliğe soyundum bir an =)


Veee bir yol klasiği Afyonun kaymaklı ekmek kadayıfı. Yemeden asla geçmeyiz

6 Eki 2010

İzmir Yolculuğu

Haftasonu İzmirdeydim!
Kuzenin düğünü sebebiylen cuma sabahı yola çıktık. Lakin resmen akşama oradaydık. Yol boyunca fulltime müzik dinledim, kulaklarım acıdı ama güzeldi yine de. Yola Radiohead'ın The Bends albümü ve Warren Haynes'ın sesi çok gitti.

Neyse güneş gözlüğümü teyzemde unutunca kırmızı çakma wayfarerlarımı götürmüştüm ona da babannem el koydu. Ama hatırladıkça gülüyorum çok komik oldu yahu ona. İzmirin girişinde trafiğe yakalandık, yan arabalar babannemi gördükçe gülmekten altlarına sıçtılar heralde =)

Neyse halamlara gittik, orada da fenalık geçirecektik resmen dedik İnciraltına çıkalım. Oraya çıkıyoruz diye Alsancağa kuzene gittik. Orda bir kadeh JB içti bizim Homer. Neyse saat akşamın 11'inde lokale geçtik gelin masası süsledik, rakılar neyim yarımdı saat. Eve dönelim diye davrandık ama bu seferde her yerde polis çevirmesi dolu. Damat bey bizi arka sokaklardan çevirmeye yakalanmamak için götürdü, resmen pacman gibiydik =)

Ertesi gün düğün günü yani, önce Agora'daki sosyete kuaförüne gittik. Adam mor postişlerime resmen kafayımı sıyırdın kızım edasıyla bakıp taktırtmadı, ama saçıma güzel fön çekti. Sonra alel acele giyindik, Alsancağa gittik önce, sonra da gelini almaya çıktık. Sonra fuardaki nikah salonuna yollandık. O kadar hızlı gelişti ki her şey, resmen o gün beynim döndü. Oradanda DDY lokalinde yemekli düğün gibi bişey vardı. En son durak orasıydı, fotoğrafta oradan bir kare. Çok fazla foto çekmemişim düğün adına bir bu var.

Zaten sıkıntıdan içim geçti resmen, ben sevmiyorum bu tip oynamaçlı düğün olaylarını... Bir tek işte Tanju diye topoş Zeki Müren sesli şarkıcıda biraz eğlendim. Gece Homer milleti ben götüreceğim evlerine diye içmedi, bu seferde action olarak benzinlikte kart geçmemiş bir türlü ona beklemiş saatlerce =)

Neyse ertesi gün sonunda yola çıktık, yine müziğimi açtım ben. Hep İzmir yolculuklarında giremediğimiz önünden geçtiğimiz Sart harabelerine girelim dedik bu sefer. Bir girdik Artemis tapınağı'da oradaymış, oraya bilet alırsan Sart'ıda geziyormuşsun. İyi hadi dedik. İzmir gezisinin en güzel dakikalarıydı, eğer yolunuz düşerse mutlaka uğrayın çok güzel yahu.
Bir sonraki post'um orada çektiğim fotolarla ilgili olacak spoilerde vereyim hadi :)

Sonra yola devam ettik. Yolun yarısında Afyonda bir yol klasiği Kaymaklı ekmek kadayıfı yemeseydik olmazdı tabii.

Yalnız çok sıkıcı ve yorucu olmasından dolayımıdır, yoksa ben Ankarayı cidden seviyormuyumdur bilemeyeceğim ama İzmirden çıktığıma sevindim. Ankara girişinde ise çok mutlu oldum.

Yolda ise ne çok şu şarıyı dinledim.

Hani Duman'ın "Ah" vardırya, benimde hayatımdaki en sevdiğim şarkılardandır. Ölsem mezartaşımda mutlaka bu şarkı olacak.
Nejat İşler cover yapmış ve bence pek güzel olmuş. İşte yolculuğa damgasını vuran şarkı buydu.

Düğünde giyindiğim kıyafet ise Syco'nun Dolabında yerini aldı. İşte ŞURADA!


26 Eyl 2010

The Satin Dollz- "Whatever Lola Wants"

Pazar günü şarkısı bu olsun. Yeni karşılaştım kendileriyle bende. Pin-Up dansçılarıymış, ama çok hoş hani 50'lerin havasını zaten çok severim.MySpacelerini bldum. Bir de websiteleri var. Açıldığında şarkıları çıkıyor, dinliyorsunuz güzel güzel. Pazar günü kahvesinin yanına pek güzel gitti. Klip görsel açıdan çok güzel, abicim böyle kadınlar güzel yahu. Değil mi ama?
Katy Perry'nin çakma yapmacık pin-up havalarına binbeşyüz basar ayrıca.

Ve aşağıda da, klibin yapım aşamasını görüyorsunuz. Oda pek eğlenceli.


3 Eyl 2010

Natalie Portman Ve Ağzımın Suyunu Aktıran Rodarte Elbisesi

Natalie Portman hoş kadın bunu cümle alem bilir. Özellikle de, giyinmesini iyi bilen kadınlardan. Venedik film festivalinde çekilen bu fotoğrafta büyüleyici gerçekten. Elbise Rodarte ve muhteşem. Bir tek çantayı beğenmedim, daha şık bir şey olabilirdi, oda nazar boncuğu olsun artık :)



Makyajı, saçı çok iyi. Hani abartmadan, ben buradayım diyor... Makyajda kahve tonları zaten favorim benim...

Bu fotoları görüp kıskanıyoruz seni Natalie...




29 Ağu 2010

Huzur Belkide, Hüzün Belkide Çözemedim.

"Unut geçen eski günleri, Bunca yıl sonra nasılsın?"

Şimdi elinize kahvenizi alın. Deniz kokusu geliyor arkadan, yada yağmur. Ezginin Günlüğü dinlerken mutlaka arkafonda bunlar olur. Çek o kokuyu içine bolca.
Bugün aklıma gelince "Zerdaliler" şarkısı, bir en sevdiğim Ezginin Günlüğü şarkıları derlemesi yapayım dedim.

Hiç mi boş fason şarkısı olmaz bu grubun, her şarkısı ayrı bir olay, ayrı bir dünya olan az gruba, sanatçıya rastlanır.
Herkesin kendine en yakın bulduğu şarkıları vardır. Onları dinlerken dağılırız bir nevi. Ayrı ayrı anılar akla gelir, cümlelerin altı çizilir.

"İlk aşkım deli aşkım bana çare bul, kendine çare bul.."

"Fincana kahve koydum gel aaaa "

"Benim içimde bir kedi, Yumdu gözlerini "işte aşk" dedi"

"Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey
Dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek
Gibi bir şey
Fakat artık ümit yetmiyor bana
Ben artık şarkı dinlemek değil
Şarkı söylemek istiyorum"

"Aşk nedir söyle, kayboldum
Belki bir düşte unutulmak
Her sabah bir dev masalında uyanınca
Hep çocuk kalmak kurtulmak"

"tam birbirimize göreyiz, eğitimli günahkarlarız biz
ağlarız suçumuza, oluruz tertemiz"

"sensiz her yer bomboş
istanbul, ankara
yedi renk var derlerdi
yedisi de kapkara"

"bu sevdaya düşeli
sen bir deli ben bir deli
bu aşkın koptu teli
ne sen ağla ne de ben"



28 Tem 2010

One more cup of coffee 'fore I go

İşte ailemize yeni katılan miniboy kahve makinamız.
En sevdiğim ev eşyası top5'ine bir numaradan süpper bir giriş yaptı.
İsmi Rukiye;)
Beni tanıyanlar kahve içmeyi çok sevdiğimi bilirler. Kahveyi, onun eşliğinde yapılan muhabbetleri pek bir severim. Babam bir süredir bu otomat işinde olduğu için, hangi kahve kalitelidir ne ne değildir öğrenmiş bulunmaktayım. Yeni ellerine gelen bu mini boy makinalardan birerde evlere götürelim demişler ve çok da iyi etmişler. Yada etmemişler :)
Hoşgeldin Selülit Yığınları diyebiliriz bu işe:)
En mutlu olduğum şey ise Espresso olayının olması açıkçası. Malum kahveyi şekersiz, sütsüz sert içmeyi sevdiğimden tam benlik bir olay.

Sürekli şu yukardaki kızı göreceğimden ona bi isim koyma gereği gördüm ve Ruki-ye bence iyi. Büyükbabannemin ismi kendisi. Eğer Syco olmasaydı ismim Rukiye olabilirmiş. Çok çılgın bir hatunmuş büyükbabanne, ayrı bir post konusu olur oda :)

Neyse gelelim kahve playlistimize. Bu playlistleri çok seviyor arkadaşlarım. Girip bloğa dinliyorlarmış. Bende öyle yapıyorum ne yalan diyim. İş böyle olunca sanırım müzik bloğu kapanacak.


Playlist Bob Dylan şarkısı One More Cup Of Coffee ile başlayıp bitiyor.
Haydin bakalım kahve eşliğinde dinlemeye.

Bide All Saints'in en güzel şarkısı "Black Coffee" nadidedir ;)

27 Tem 2010

Minyoşlar Ve Maceraları

Twinkle twinkle little stars

Her zaman yahu benim niye çok çok çok sevdiğim kuzenim hiç yok, neden neden neden? diye bıdıbıdı söylenirken bir değil iki tane oldu başıma :)
Burada ilk doğumlarının fotoları vardı, şimdi onlar büyüdüler 9 ay falan geçti yuh ya yaşlanıyoruz :) Amma velakin iyiki varlar yahu, o kadar eğleniyorumki onlarla beraber, çok yorucu olsalarda ayrı olduğumuz günlerde mittirik şöyle yapıyordu, müdür efendi böle yapıyordu diye diye bi hal oluyoruz. Bi kere onlarla olunca ortama yayılan o bebek kokusunun hastasıyım.

Bu aşağıdaki fotoda Mittirik yani namı-diğer Motörhead beyfendi yemek yemiyordu her zamanki gibi çığlık kıyametti ortam. Bende mp3'üm elimde duruyordum öylece. Lan dedim du bakiim şunu dinletsem napar. Açtım kendi seslendirdiğim GMA yani gümüş mor alev (yaniii demeyin gidin araştırın gooogle amcadan GMA'yı) meditasyonunu kulağına dayadım. Anam çocuk resmen sustu hipnotize oldu, ağzı ayrıldı, o sırada verilen lokmaları yuttuğunu farketmedi zuhahahah :)
En süper kısmıda o sesin bana ait olduğunu farkedip bana soru işareti şeklindeki bakışlar atmasıydı
-Oha kız konuşmuyo gibi duruyo ama sesi geliyor kulağıma ne iş???

Ve o tabak bitmeye bir kaşık kala resmen sızdı,aşağıdaki fotoda onun belgelenmişi :)
Yavru kedi bakışlı bu velet, muhtemelen beni burdan çıkar bebeyim gibisinden melül bakar. Eğer bu işe yaramazsa kii yaramayacak,
B planı "aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa" çığlıklarıyla kendini çıkarttırır.



Ve aşağıda fotodaki kulaklık insanı olan müdür bakışlarıyla ünlü AC/DC


"people worry about kids playing with guns or watching violent videos that some sort of culture of violence will take them over. nobody worries about kids listening to thousands, literally thousand of songs about heartbreak, rejection, pain, misery and loss."

yani meali;

"çocukların şiddet dolu filmleri izlemesinden endişe duyuluyor. Şiddet kültürünün etkisinde kalacakları düşünülüyor. Kimse çocukların kalp yarası,
dışlanma, acı, sıkıntı ve kayıplarla ilgili binlerce şarkı
dinlemesinden endişe duymuyor."


İşte bu fotoyu görünce High Fidelty'deki müzik insanı Rob geliyor aklıma. Tabiii biz beybilerimize şimdilik o müzikleri dinletmiyoruz. En azından biraz bu konuda detaycıyız Rob için rahat olsun.
Twinkle Twinkle Little Star nasıl?, yada ninni olarak E Bebeğim eee eee ee?