21 Ara 2010

Adam



"Sevipte söyleyemediğim şarkılar var
Bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler
Keşke,keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları
Düşlerim var...
Uyandığımda yalnızca başını hatırladığım,
Ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim
Bir adam var düşümde,tam dokunacakken uyandırıldığım
Bir adam,sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim
Düşümde bir adam var,benim mi bilemediğim
Bir adam var diyorum,düşünüp düşümden ayrı kaldığım..."


Bir kaç gündür sürekli aynı rüyayı görüyorum. Aslında zaman zaman bu rüyayı görürüm. Böyle biriyle çok büyük bir aşk yaşıyormuşum, tam en güzel yerinde o kayboluyor ben uyanıyorum. Aynı şarkıdaki gibi. Yüzünü bilmiyorum, yada hatırlamıyorum.

Bende ona güzel kıyafetler giydiriyorum çizimlerimde.

Bunun ardından bugün One Tree Hill'de Quinn ve Clay'i izlerken kötü oldum. 8. sezona başlamayım diyordum, ara vereyim biraz ama merak ettim.

Son zamanlarda insanların yapmacık olduklarına kafayı taktım. Evet bunu yapan çok kişi var ama herkesi bu şekilde etiketlemek doğru değil. Ve içimden "ya gerçekten mutlularsa?" sorusu geçti hep. Ki bunun artık doğru olduğunu düşünüyorum. Kendime kızdım. İnsanlara, hatta tanımadığım insanların kişiliklerine kafayı taktım. Bu hoş değildi, bu yaptığımdan, kendimden hoşlanmadım.

FrenchOjenin onu ilk okuduğum yazısı "Geçen Sene Bu Zamanlar" üzerine çok düşündüm. Geçen sene kişisel gelişimci gazıyla hem çok mutlu olduğumu söyleyip, hem de içten içe kötüyüm bir türlü düz gitmiyor işlerim diye hayıflanırdım. Ve bu sene berbat geçti. Ve ben geçen seneyi özledim. İşte bunu düşündüğümden beridir artık bir cevap arıyorum
"Neden?" diye. "Neden berbat geçti?"

Ve hep karşıma kendim olarak çıkıyorum. Bunun nedeni bendim. Sonuçları da ben. Mutsuzken mutlu taklidi yaptım. Kişisel gelişimcilerin atladığı bir şey var. Çok mutsuzken mutluyum deseniz bile içinizden bir ses "saçmalama bal gibi mutsuzsun" der. Ve siz onu iyice derine gömmeye çalışsanız bile o gerçeği biliyordur.

Mutsuzluğunuzu yaşayın. Ama onu başkalarına mal ederek değil, sadece yaşayın. Ama köklerinizi onunla asitlemeyin, yakmayın.

Şimdi mutsuz olduğum için başkalarının mutlu olmalarına inanmıyorum. Ya da inanmak istemiyorum. Ama onlar mutlular ve benim buna artık saygı duymam gerekiyor. Ve aslında beni mutlu eden şeylerin olduğunu görmem gerekiyor, çünkü var. Ben sadece hep olmayanları görüyorum.
Mesela Yemekler Ve Müzikler. Son zamanlarda beni inanılmaz ötesi heyecanlandıran, mutlu eden şey. Onları yaparken, fotoğraflarını çekerken ki, ışık düzgün olsun diye genelde perdeleri sonuna kadar açıyorum ve fotoğrafları çekerken öyle şekillere giriyorum ki, dışarıdan görenler bu kız deli demiyorlarsa neyim. Ama mutluluk veriyor.

Bizim ailede bir söz vardır; "Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür" diye. Birilerine dayanıp, hep bir şeyler beklediğiniz zaman aklınızda bulunması gereken en büyük gerçek, onun bir gün bir şekilde öyle ya da böyle sizinle olmayacağıdır. Bunu es geçmeyin. Dayanmanız gereken en önemli şey yine kendiniz.

Kimseden bir şey beklemeyin. Eğer bir çiçek bekliyorsanız, bahçenizi yaratmaya ne dersiniz?

Geçen yılbaşında "bu gün berbat geçecek" diye şartlamıştım kendimi. O gün çok çok güzel geçti şaşırtıcı şekilde ama yıl berbattı.
Bu sefer harika bir ziyafet vermeyi planlıyorum sevdiğim insanlara. Ve o gün çok güzel geçecek, tüm yıl da öyle.

Geçen yılın en güzel iki şeyi Ac/Dc Ve Motörhead'dı. Yani Alp ve Mert. Onlarla oynamak, kendilerinden beklenmeyen şeyleri yaptıklarında şaşırmak, yemek yedirmeye çalışmak ve üstümün mama olması, ilk kucağıma aldığım zamanlardan buralara kadar geldiğimiz nokta. Alp'in Bilimiğin, Mertin ise benim klonum olması çok çok başka şey.

Ben ilk defa operaya bu sene gittim mesela. Ve şans eseri türkiyenin en iyi sanatçıları sahnedeydi. O gün büyülendim. Çok mutluydum, sahnede bir trajedi oynanıyordu ama ben mutluydum.

Ve anneannem. İlk zamanlarda bu kadar üzülmüyordum, çünkü hastaydı bir bağlamda kurtuldu en azından diyordum. Ama geçen kar yağdığında küçük çocuk gibi "anneannemin üstüne kar yağıyor" demem neydi? Evet her ne olursa olsun onu çok özlüyorum, hemde her hatırladığımda, her aklıma geldiğinde. Aynı Emine teyzem gibi. Onuda çok özlüyorum, her gün söylediği bir şey geliyor aklıma. Onları hatırladıkça mutlu oluyorum aynı zamanda.
Bu sene çok kişi öldü aileden, ani ölümler falan. Dün annemin halası öldü. Çok yaşlıydı, zorlanıyordu, üstüne üstlük huysuzdu. Ama öldüğünü duyunca annemin aklına gelen ilk şey;
"Bizi çok severdi, kuzuuuuum diye öyle içten sarılırdı ki, gitsin istemezdik"

Yani insanlar yaptığınız iyi şeyleri, üstünden çok çok çok uzun şeyler geçse dahi unutmuyorlar.

Şimdi belki mutsuzum sanıyorum hayıflandım, insanların mutluluklarıyla alay etim, ama geçecek. Bunu biliyorum, aslında geçiyor bile. Bu yazıyı yazmam, hatalarımı sonunda görmem, mutluluklarımın olduğu ile karşılaşmam bile sanırım geçtiğini gösteriyor.

Ve rüyamdaki kişi her nerelere girdiyse çıkacak. Doğru insan olayına inanmıyorum, ruh eşi falan. Çünkü herkes doğru kişi/yanlış kişi olabilir. Biri için doğruyken, başkası için tamamen yanlışsınızdır. Bunları düşünmek yerine, çok incelemeden hayatı yaşamak en iyisi.

Vay anasını son zamanlarda seninle bu kadar dertleşmemiştim blog. Çizimde bana ait, yazılar iğrenç kabul ediyorum. Ama rüyalarımdaki kişi lütfen tarzın bu olsun, bayılıyorum erkekte bu tarza.





1 yorum:

  1. güzel, içten, duygudaş bir yerde. mutluluğa varmayı beklerken yoldaki güzellikleri kaçırmamak olsun amaç :) sevgiyle.

    YanıtlaSil

sadece blog reklamlarını yapmak için gelenler lütfen yorum bırakmasın, o tip yorumları görüp yayınlamama kararı aldım.

onun dışında bloğuma uğrayıp, yorum bıraktığınız için çok teşekkür ederim ^_^