19 Haz 2010

.........

Çarşamba günü bir sürü planım vardı, önce annemle kitap alacaktık, sonra da bir buluşma daha. Yatarken heyecanla kitap listemi kontrol ettim,kıyafetlerimi ayarladım..
Sabah çok erkenden annem uyandırdı, Syco anneannen yine hastalanmış, ben oraya gidiyorum diye. Tamam dedim yine ambulans gelir, gerekli müdahale yapılır, yada annem gidince iyi olur, bir nane limon yapar gelir. Ama sonra "ya ölürse?" diye düşündüm. Saçmalama ya ölmez ölmez diye devam ettim. Bir saat sonra tekrar aradığımda annem "Syco anneanneni kaybettik" diyince bir anda nolduğumu şaşırdım.
Babam oraya götürdüğünde bizi cenaze aracı aşağıdaydı, yukarı çıktım herkes çok kötüydü. Ağlayanlar, feryat figan. Herkes şok! Kimimiz birkaç gün önce görmüştük, kimimiz akşam konuşmuştuk ne biliyim şaka gibi geldi bir an.
Cenazenin aşağı indirilişinde çok kötü olduk. Komşular, mahalleli falan ağladı.
Öyle...

Anneannemle ilişkimiz bütün olarak ele alınırsa güzeldi. Torunları içinde en çok beni ve kardeşimi sevdi. Hatta bize çocuklarına bile göstermediği ilgiyi sevgiyi gösterdi. Annem hep der; annemin bana sarıldığını hiç hatırlamıyorum diye. Bu bana tuhaf gelirdi, çünkü bana hep sarılır sarılır öperdi. Onlarda kalmak benim çocukluğumda çok büyük süper bir şeydi. Gittiğimizde akşam olunca telaşlanır, kalkıyoruz diye dalga geçseler bile panik olurdum..
"-çay çay, kahve kahve, meyve meyve" diye bahaneler üretir, mümkünse orada kalmamı sağlardım. O evre geçince balkonda oturur keyif yapardık.
Ha ona sinir olduğumda çok zaman oldu. Annemi ne zaman üzse ondan nefret edecek kadar sinir oluyordum. Bütün hırsını, sinirini annemden çıkarmasını ve yaptığı şeylerin bedelini çevresindekilerin ödemesinden ciddi anlamdan nefret ediyordum.
Ama en çok kendini bu hale getirdiği için kızıyorum ona. Genç sayılabilecek yaşta öldü. Neden MS hastalığından. Hastalıktan evet ama, hastalığını öyle bir sevdi, öyle bir kullandı ki, kendine ne kadar büyük bir kötülük yaptığının hiç farkına varamadı. Bu illet hastalığın en büyük dostu kendini kapıp koyvermek ve şavaşmamaktır. Ne fizik tedavilere, ne doktorlara gitti ama yok, uğraşmadı bile iyi olmaya. Onun için üzüldük hep.

Şu birkaç gündür öyle yorulmuşum ki, hem kafaca hem bedenen.
Bu cenaze sırasında insanların yapmacık yüzleri de ayrıca bir ele almak gerekiyor. Hiçbir şey yapmamış, arayıp sormamış insanlar, sanki hep yakınındaymış gibi davranırlar. Vicdanları rahat olmadığından en çok onlar ağlar. Sonra bu arada başka mevzular açılır, millet kavga edicek kıvama gelir. Sadece cenazeden cenazeye gördüğüm insanlar var ya şaka gibi.

Her ne kadar alıştırmış olsam bile çok üzüldüm. Hatta bu kadar üzüleceğimi hiç tahmin etmezdim.
Rahat uyu anneanne...

6 Haz 2010

Kıymetlimissssssss!

Şimdiiii gelgelelim icra ettiğim tişörtlere
Kıymetlimissssss!
En sevdiğim gruplardan olan Lynyrd Skynyrd ve güzide parçası Poison Whiskey tüniği.
Bunu yaparken belimin ortadan ikiye ayrılmışımsı hissiyatı ile giymeye tırsıyorum :)

Veee Beatles!
Bu aslında artan parçalarla oluşturulan ve bi boka benzememesi muhtemeldir gözüyle baktığım ama çirkin ördek yavrusunun kuğuya dönüşüp nanik yaptığı gibi beni şaşırttı :)
Bebe yaka fikrimden ötürü kendimi kutluyor başarılarımın devamını diliyorum:)
Bu her yerden pilikaşeli fiyonklu etek, siyah hırka ya da bolero ve şu aşağıdaki ayakkabılar ile bence güzel bir kombin olacak gibi bir hissiyat var içimde.


White Lion'un Pride albümünü çok severim. Ve onun kapağına selam çakaraktan oluşturulmuş bir tişört!
Nette araştırdım Bat For Lashes tişörtlerini ve bundan yok olm :) nası sevindim nası sevindim bilemezsiniz :)
Tişörtlerim yandan ve omuzlardan dikişli. Başka dikiş kullanmadım fazla. Sonuçta kumaş atmadığı için ekstradan dikiş çekmek gereksiz geldi.

Ve uzuuuun zamandır böyle bir güzellik istiyordum. İlk görüşte aşk bizimkisi. Çok yüksek topuklu olmasına karşın insanın ayağında yok gibi.