30 Ara 2010

Yıl Sonu Muhasebesi


Ne çabuk geçti şu iki ay yahu dedim bugün. Çok çok hızlı geçti ve benim hayatımda bu son aylarda bir çok şey değişti.
2010 benim için berbat bir yıldı ve olabileceğim en saçma yerde buldum yıl sonunda kendimi. Ama bunun yanında kendimle ilgili çok önemli tanılar koyduğum ve yolumu sonunda çizmeye büyük bir adım attığımda doğrudur. Onun için şimdi düşününce o kadar da kötü değil sanırım :)

Bu sene yani 2011'de muhtemelen fazlasıyla çok ders çalışıp, çizim yaparak geçecek ilk yarısı. Yaza kadar bu doğrultumuz var. Ve her zamanki gibi bol bol dizi ve anime, film izlerim muhtemelen. Ayriyeten kısmetim açıldı resmen, aşk hayatım şimdiki gibi giderse yaşadık! :)

Artık hayatımda bir şeylerin değişmesini istiyorum. Daha sosyal olabilirim mesela, yada daha çok seyahat edebilirim. Bunlar olmayacak muhtemelen onuda ekleyeyim :)

Bu fotoğraf'daki kurabiyelerim tarifi ise Yemekler ve Müzikler de mevcut.
Bu senenin beni en mutlu eden şeyi orası zaten.

Bu senenin enleri;
Midlake'in "The courage Of Others" ve Slash'ın albümleri.
Misfits! manyak dizi, öle bayıla izledim.
Sons Of Anarchy 3. sezon( çok kısa geldi lanet gelsin!)
Önü bantlı ayakkabılarım (peki pek sevdim onları ben)
Kamelyalı Kadın (her elime aldığımda bırakıyordum, sonunda bitti ve boğazımda bir yumru oluşturdu)
One Day (çekin filmini merak ediyoruz, ama yoo bok ederseniz diye korkuyoruz)
Aldığım delgeç ve ekürileri (onlarla ne projelerde buluşacağız)
Behzat Ç (yapılan en güzel türk dizisi)
Alp ve Mert überçılgınları

Neyse iyi yıllar demek adet olmuş, haydin o zaman diyelim..

26 Ara 2010

Rüya

Bugün bir rüya gördüm. Buradaydım, ama kar vardı, sonra bir pansiyona gittim yağmurluydu hava, ama çok huzurluydum. Yaşlı bir teyze pansiyonun sahibesiydi.

Melis Danışmend'in "Büyük Kaçış" şarkısındaki gibi "Ayaklarımı kıçıma vura vura, kaçmak istiyorum Büyük adaya, orada yaşayan bir adam var ya, Yıllardır inzivada" sözü gibiydi rüyam.
Ben hiç gitmedim şimdiye kadar Büyük adaya. Ama rüyadaki yer öyle güzeldi ki...



23 Ara 2010

Ucuz





"Bir gün karşılaşacağız bir yerlerde, selam vereceğim sana
O gün konuşacağız hep seninle
Öyle bir kin var ki içimde sana karşı, şarkı sözü yapsam daha iyi olur
Çok fena küfretmek istiyorum sana, ama etrafa ne kadar ayıp olur
Bir tekme atsam dizlerine, yazık çünkü narin o beden
Ve öldürmem seni asla
Çünkü yaşamak daha büyük bir ceza..."

Evet zamanında bu şarkının her sözüne kalıbımı basacağım biri vardı. Bir kadın. Ve her şey çok güzel giderken, başkalarının doldurmalarıyla saçma sapan davranmıştı. Dinlemeyip, yargılamıştı. Ve ben bu şarkıdaki gibi çok büyük bir öfke içindeydim.
Ve öldürmem seni asla, çünkü yaşamak daha büyük bir ceza dercesine çıkıp gittim hayatından. Ardımda bu resmi bırakmışım. Geçen eski çizimlerimi bulunca çıktı ortaya.
O herşey de haklı, en önce birinci, ben ise susan ve arkada giden kızıl saçlı. Ve halen her ne kadar ona kızsamda kolum omzunda, hep yanında olurum der gibi.
Şimdi ise hayatına bakınca gitmenin çok doğru olduğunu görüyorum. O insan aynı, çevresindekileri kullanıp kullanıp bırakıyor çünkü. Bunu o zaman yanında olan bir dolu kişiye de yaptı çünkü.
Şimdi ise iyi ki hayatımda değilsin diyorum ona. İyi ki...

21 Ara 2010

Adam



"Sevipte söyleyemediğim şarkılar var
Bir dizesini asla hatırlayamadığım şiirler
Keşke,keşke o ben olsaydım dediğim hikaye kadınları
Düşlerim var...
Uyandığımda yalnızca başını hatırladığım,
Ve asla sonuna kadar görmeyi beceremediğim
Bir adam var düşümde,tam dokunacakken uyandırıldığım
Bir adam,sonumuzun ne olacağını hiç öğrenemediğim
Düşümde bir adam var,benim mi bilemediğim
Bir adam var diyorum,düşünüp düşümden ayrı kaldığım..."


Bir kaç gündür sürekli aynı rüyayı görüyorum. Aslında zaman zaman bu rüyayı görürüm. Böyle biriyle çok büyük bir aşk yaşıyormuşum, tam en güzel yerinde o kayboluyor ben uyanıyorum. Aynı şarkıdaki gibi. Yüzünü bilmiyorum, yada hatırlamıyorum.

Bende ona güzel kıyafetler giydiriyorum çizimlerimde.

Bunun ardından bugün One Tree Hill'de Quinn ve Clay'i izlerken kötü oldum. 8. sezona başlamayım diyordum, ara vereyim biraz ama merak ettim.

Son zamanlarda insanların yapmacık olduklarına kafayı taktım. Evet bunu yapan çok kişi var ama herkesi bu şekilde etiketlemek doğru değil. Ve içimden "ya gerçekten mutlularsa?" sorusu geçti hep. Ki bunun artık doğru olduğunu düşünüyorum. Kendime kızdım. İnsanlara, hatta tanımadığım insanların kişiliklerine kafayı taktım. Bu hoş değildi, bu yaptığımdan, kendimden hoşlanmadım.

FrenchOjenin onu ilk okuduğum yazısı "Geçen Sene Bu Zamanlar" üzerine çok düşündüm. Geçen sene kişisel gelişimci gazıyla hem çok mutlu olduğumu söyleyip, hem de içten içe kötüyüm bir türlü düz gitmiyor işlerim diye hayıflanırdım. Ve bu sene berbat geçti. Ve ben geçen seneyi özledim. İşte bunu düşündüğümden beridir artık bir cevap arıyorum
"Neden?" diye. "Neden berbat geçti?"

Ve hep karşıma kendim olarak çıkıyorum. Bunun nedeni bendim. Sonuçları da ben. Mutsuzken mutlu taklidi yaptım. Kişisel gelişimcilerin atladığı bir şey var. Çok mutsuzken mutluyum deseniz bile içinizden bir ses "saçmalama bal gibi mutsuzsun" der. Ve siz onu iyice derine gömmeye çalışsanız bile o gerçeği biliyordur.

Mutsuzluğunuzu yaşayın. Ama onu başkalarına mal ederek değil, sadece yaşayın. Ama köklerinizi onunla asitlemeyin, yakmayın.

Şimdi mutsuz olduğum için başkalarının mutlu olmalarına inanmıyorum. Ya da inanmak istemiyorum. Ama onlar mutlular ve benim buna artık saygı duymam gerekiyor. Ve aslında beni mutlu eden şeylerin olduğunu görmem gerekiyor, çünkü var. Ben sadece hep olmayanları görüyorum.
Mesela Yemekler Ve Müzikler. Son zamanlarda beni inanılmaz ötesi heyecanlandıran, mutlu eden şey. Onları yaparken, fotoğraflarını çekerken ki, ışık düzgün olsun diye genelde perdeleri sonuna kadar açıyorum ve fotoğrafları çekerken öyle şekillere giriyorum ki, dışarıdan görenler bu kız deli demiyorlarsa neyim. Ama mutluluk veriyor.

Bizim ailede bir söz vardır; "Ağaca dayanma kurur, insana dayanma ölür" diye. Birilerine dayanıp, hep bir şeyler beklediğiniz zaman aklınızda bulunması gereken en büyük gerçek, onun bir gün bir şekilde öyle ya da böyle sizinle olmayacağıdır. Bunu es geçmeyin. Dayanmanız gereken en önemli şey yine kendiniz.

Kimseden bir şey beklemeyin. Eğer bir çiçek bekliyorsanız, bahçenizi yaratmaya ne dersiniz?

Geçen yılbaşında "bu gün berbat geçecek" diye şartlamıştım kendimi. O gün çok çok güzel geçti şaşırtıcı şekilde ama yıl berbattı.
Bu sefer harika bir ziyafet vermeyi planlıyorum sevdiğim insanlara. Ve o gün çok güzel geçecek, tüm yıl da öyle.

Geçen yılın en güzel iki şeyi Ac/Dc Ve Motörhead'dı. Yani Alp ve Mert. Onlarla oynamak, kendilerinden beklenmeyen şeyleri yaptıklarında şaşırmak, yemek yedirmeye çalışmak ve üstümün mama olması, ilk kucağıma aldığım zamanlardan buralara kadar geldiğimiz nokta. Alp'in Bilimiğin, Mertin ise benim klonum olması çok çok başka şey.

Ben ilk defa operaya bu sene gittim mesela. Ve şans eseri türkiyenin en iyi sanatçıları sahnedeydi. O gün büyülendim. Çok mutluydum, sahnede bir trajedi oynanıyordu ama ben mutluydum.

Ve anneannem. İlk zamanlarda bu kadar üzülmüyordum, çünkü hastaydı bir bağlamda kurtuldu en azından diyordum. Ama geçen kar yağdığında küçük çocuk gibi "anneannemin üstüne kar yağıyor" demem neydi? Evet her ne olursa olsun onu çok özlüyorum, hemde her hatırladığımda, her aklıma geldiğinde. Aynı Emine teyzem gibi. Onuda çok özlüyorum, her gün söylediği bir şey geliyor aklıma. Onları hatırladıkça mutlu oluyorum aynı zamanda.
Bu sene çok kişi öldü aileden, ani ölümler falan. Dün annemin halası öldü. Çok yaşlıydı, zorlanıyordu, üstüne üstlük huysuzdu. Ama öldüğünü duyunca annemin aklına gelen ilk şey;
"Bizi çok severdi, kuzuuuuum diye öyle içten sarılırdı ki, gitsin istemezdik"

Yani insanlar yaptığınız iyi şeyleri, üstünden çok çok çok uzun şeyler geçse dahi unutmuyorlar.

Şimdi belki mutsuzum sanıyorum hayıflandım, insanların mutluluklarıyla alay etim, ama geçecek. Bunu biliyorum, aslında geçiyor bile. Bu yazıyı yazmam, hatalarımı sonunda görmem, mutluluklarımın olduğu ile karşılaşmam bile sanırım geçtiğini gösteriyor.

Ve rüyamdaki kişi her nerelere girdiyse çıkacak. Doğru insan olayına inanmıyorum, ruh eşi falan. Çünkü herkes doğru kişi/yanlış kişi olabilir. Biri için doğruyken, başkası için tamamen yanlışsınızdır. Bunları düşünmek yerine, çok incelemeden hayatı yaşamak en iyisi.

Vay anasını son zamanlarda seninle bu kadar dertleşmemiştim blog. Çizimde bana ait, yazılar iğrenç kabul ediyorum. Ama rüyalarımdaki kişi lütfen tarzın bu olsun, bayılıyorum erkekte bu tarza.





20 Ara 2010

Mim




Sweetie Leaf beni mimlemişti. Ama ben kaç zamandır aklımda evet diyip, unutuyordum.

Konu kütüphaneden bir rastgele kitap seçip, 55. sayfayı açıp oradan bir paragraf seçiyorsunuz.

Benimde elim Eileen Caddy'nin "İçimizdeki Kapıları Açmak" kitabına gitti. Önce kitabı anlatayım, konu yok yani, 365 gün için yazılar var. Her sayfa başka bir gün. Kişisel gelişim kitabı aslında. Ama şöyle diyim ben, ne zaman moralim bozuk olsa o kitaptan rastgele bir sayfa açsam resmen o geçirdiğim günü anlatan bir yazı çıkar. Acayip bir şey yahu.

Neyse açtım 55. sayfayı ve şok oldum çünkü doğum günüm çıktı.

"Hiç bir şeye sıradan gözüyle bakma, kıymet bilmezlik etme, çünkü sen böyle yaptığında yaşamın içindeki parıltıyı yok edersin."

Evet yine aynı şey oldu! Bu aralar hep her şeye, herkes'e sıradan gözüyle bakıyorum. İnsanlar birbirinin aynısıdırlar diyorum. Bakın parıltıyı da yok ediyormuşum böyle yapa yapa.

Bu mimi Stubborna ve Ayşegüle yollayım.

Bu arada fotoğraf koyla alakasız değil, kahve içiyorum ve çizim yapıyorum ondan şeettim :)


7 Ara 2010

Amica&Prag

Sene bilmemkaç'ın Amica dergisinden benim Prag aşkımın temelini attıran fotoğraflar.
Çok güzeller. Karda gitmeli buraya, kışın gitmeli. Üşüyüp üşüyüp, kahve içmeli, çek biralarını yuvarlamalı, şarap içmeli. Küçük dükkanlardaki kuklalara dalmalı. Don Giovanni operasını orada izlemeli.
En önemlisi sevdiğin kişiyle saatlerce kar topu oynayıp, karın üstüne yatıp melek figürü çıkarmalı.
Bir gün olacak.