17 Şub 2013

ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ



Uzun zamandır gitmeyi çok istediğim yerdi Ulucanlar. Bu hafta sonuna denk getirdik. Hava da güzeldi, ılık bir Ankara Pazarıydı.
Lakin cezaevi içine girdiğimizde buz gibi bir hava ile karşılaştık. Nalan ablalar daha önce eylül gibi gitmişler, aynı dondurucu soğuk varmış. Düşünün burada yatan insanları. Bacaklarıma ağrılar girdi 1 saatlik gezmede. O insanlar hücrelerde işkence görmemiş olsalar bile, soğuktan zaten yeterince şey yaşarlar.


Girişte iki asker vardı. El kıllarını bile yapmışlar o derece gerçekçilik.


Sol tarafta Nazım'ın şiiri, sağ tarafta ise Necip Fazıl'ın şiiri ile karşılaştık. Nazımı çekmeden duramadım.

Bülent Ecevit ve Cüneyt Arcayürek'in kaldığı koğuş. Bu bölüme Hilton Koğuşlar deniyor. Aşağıda da Ecevit'in eşyaları.


Cezaevi duvarlarının arasından gökyüzünü görünce Nazım'a hak vermemek imkansız oluyor.



En çok moralimin bozulduğu yerler Tecritler ve Zindanlardı. Kapkaranlık, buz gibi bir yere atıldığınızı düşünün. 1 dakika bile olsa burada kendinizi oraya koyunca ülkenin ne denli berbat yıllardan geçtiğini görebiliyorsunuz. Hücrelerin bazılarına bal mumu heykellerden adamlar yerleştirmişler, ara ara "çıkarın bizi buradan" vb sesler geldikçe, o karanlık ve uzun, buz gibi koridordan daha da kötü olarak çıkıyorsunuz.


Sonra da koğuşlara geçiyoruz. Babam lisedeyken 5 gün 7. koğuşta kalmış. Yılmaz Güneyle tanışmış. Onun için çok büyük bir mazi oldu. Gençliğim burada dedi. 5 gün kalmış ama 5 yıl gibi gelmişti bana diyor. Onu en çok etkileyen şey ilk alındığı gün diz boyu kar yağmış. Yeni gelenleri avluya toplayıp sırayla saçlarını traş etmişler. Her yer kar, simsiyah saçlarım o karın üstüne düştükçe ağladım dedi.

Erdal Eren. Deniz Gezmiş. Yusuf Aslan. Hüseyin İnan. 
Onlar için söylenecek o kadar çok şey var ki. 
O nesil için söylenecek o denli söz var ki. 
Bu ülke evlatlarını yemeyi sever, gerçekten dedikleri gibi. 


Zindan bölümü. O kadar tüyler ürpertici ki, girmeye çekindim resmen. 




Kapalı Görüş. 

Dar Ağacı. Ulu kavak. Onu parmaklıklar ardına almışlar. Çok da iyi olmuş. Şimdiye kadar politikacıların aldığı en yerinde karar idam cezasının kalkmasıydı. 



Ceza evinden çıkıp, biraz keyiflenelim dedik ve bit pazarına gittik. Orada Koç antik diye üç katlı bir hediyelik eşya dükkanı var. Ankaralılar mutlaka ama mutlaka gidin. Öyle değişik şeyler var ki, şaşı bak şaşır oluyorsunuz. Bizde bir şeyler aldık ama  artık önümüzdeki postlarda görürsünüz. 
Benimle "ahahaha Aysel Gürelsin sen!" diye dalga geçtiğini sanan arkadaşın kulaklarını çınlattım. Evet ben yaşlanınca aynen yukarıdaki abla gibi olacağım. Elimde pc, kafamda peruk takılırım öyle :) Çıkışta gördüm, yoksa kesin alırdım bu ablayı ya :)
Ve her gittiğimde halini hatrını sorduğum Şovalye abi. Bunu evime istiyorum ne yalan diyim. Bunu alamasam da küçükleri var mini boyut, onlardan alacağım. 

İşte benim böyle bir hafta sonum geçti. Siz neler yaptınız?

1 yorum:

  1. Fotoğraflar bile insanın içini üşütüyor, çok fena :/

    YanıtlaSil

sadece blog reklamlarını yapmak için gelenler lütfen yorum bırakmasın, o tip yorumları görüp yayınlamama kararı aldım.

onun dışında bloğuma uğrayıp, yorum bıraktığınız için çok teşekkür ederim ^_^