24 Şub 2013

Sycorox Facebook


Sonunda tüm blog güncellemelerimi kapsayan bir facebook açtım.

Gelmek isteyenleri buraya beklerim.

18 Şub 2013

Instagram



Eveet bendeniz de bir süredir İnstagramdayım. En sevdiğim tarafı bloga resimleri rahat yüklemem oldu. Boyutunu sevdim. Sergül'ün İnstagramla Pazartesi postlarını çok severim, bende ona benzer bir şey yapayım dedim.

Bunlar benim çocuklar. Video için oraya yapıştırmıştım, indiremiyoruz çok alıştık :)
Bu ara Gönül Yarasını okuyorum bir yandan da. Susan karakterine bayıldım. Pembe saçlı kız. Kalorifere yapışıp okuyorum.

Patiklerim Serpil Çakmaklı adeta.

Bunları yedim, içtim acayip kilo aldım. Ve bugün itibariyle diyete girdim.

Nico Vega'nın Fury Oh Fury'si son zamanlardaki favorim. Kadın iyi. 



Fimo ile maske ve Gryffindor asası çalışmam. Fena olmadı ama zeytin yağı ile yumuşatacağım diye ellerimi bir ara hissetmemiştim.

Pancar katliamı! Mutfak ne hale geldi düşünün :)

Bu aralar okunacak kitap dağım. Debbie'leri okusam mı, okumasam mı bilemiyorum.

Buda kitaplığımdan bir kesit. Hüso ile arada kalmışız :)

Hüso'ya kitap okutuyorum :) Bu arada dün yaptığımız tur kitabı Nemesis süperdi. Mutlaka okuyun diyoruz Hüso ile.


Veeeee diyete girmeden soğan halkası da yiyeyim dedim!
 "One ring rule them all, One ring to find them, One ring to bring them all and in the darkness bind them" dedim havalara girdim.



ve benim instagram adresim de bu, takip etmek isteyenler için buyurun. http://instagram.com/sycoroxx

17 Şub 2013

ULUCANLAR CEZAEVİ MÜZESİ



Uzun zamandır gitmeyi çok istediğim yerdi Ulucanlar. Bu hafta sonuna denk getirdik. Hava da güzeldi, ılık bir Ankara Pazarıydı.
Lakin cezaevi içine girdiğimizde buz gibi bir hava ile karşılaştık. Nalan ablalar daha önce eylül gibi gitmişler, aynı dondurucu soğuk varmış. Düşünün burada yatan insanları. Bacaklarıma ağrılar girdi 1 saatlik gezmede. O insanlar hücrelerde işkence görmemiş olsalar bile, soğuktan zaten yeterince şey yaşarlar.


Girişte iki asker vardı. El kıllarını bile yapmışlar o derece gerçekçilik.


Sol tarafta Nazım'ın şiiri, sağ tarafta ise Necip Fazıl'ın şiiri ile karşılaştık. Nazımı çekmeden duramadım.

Bülent Ecevit ve Cüneyt Arcayürek'in kaldığı koğuş. Bu bölüme Hilton Koğuşlar deniyor. Aşağıda da Ecevit'in eşyaları.


Cezaevi duvarlarının arasından gökyüzünü görünce Nazım'a hak vermemek imkansız oluyor.



En çok moralimin bozulduğu yerler Tecritler ve Zindanlardı. Kapkaranlık, buz gibi bir yere atıldığınızı düşünün. 1 dakika bile olsa burada kendinizi oraya koyunca ülkenin ne denli berbat yıllardan geçtiğini görebiliyorsunuz. Hücrelerin bazılarına bal mumu heykellerden adamlar yerleştirmişler, ara ara "çıkarın bizi buradan" vb sesler geldikçe, o karanlık ve uzun, buz gibi koridordan daha da kötü olarak çıkıyorsunuz.


Sonra da koğuşlara geçiyoruz. Babam lisedeyken 5 gün 7. koğuşta kalmış. Yılmaz Güneyle tanışmış. Onun için çok büyük bir mazi oldu. Gençliğim burada dedi. 5 gün kalmış ama 5 yıl gibi gelmişti bana diyor. Onu en çok etkileyen şey ilk alındığı gün diz boyu kar yağmış. Yeni gelenleri avluya toplayıp sırayla saçlarını traş etmişler. Her yer kar, simsiyah saçlarım o karın üstüne düştükçe ağladım dedi.

Erdal Eren. Deniz Gezmiş. Yusuf Aslan. Hüseyin İnan. 
Onlar için söylenecek o kadar çok şey var ki. 
O nesil için söylenecek o denli söz var ki. 
Bu ülke evlatlarını yemeyi sever, gerçekten dedikleri gibi. 


Zindan bölümü. O kadar tüyler ürpertici ki, girmeye çekindim resmen. 




Kapalı Görüş. 

Dar Ağacı. Ulu kavak. Onu parmaklıklar ardına almışlar. Çok da iyi olmuş. Şimdiye kadar politikacıların aldığı en yerinde karar idam cezasının kalkmasıydı. 



Ceza evinden çıkıp, biraz keyiflenelim dedik ve bit pazarına gittik. Orada Koç antik diye üç katlı bir hediyelik eşya dükkanı var. Ankaralılar mutlaka ama mutlaka gidin. Öyle değişik şeyler var ki, şaşı bak şaşır oluyorsunuz. Bizde bir şeyler aldık ama  artık önümüzdeki postlarda görürsünüz. 
Benimle "ahahaha Aysel Gürelsin sen!" diye dalga geçtiğini sanan arkadaşın kulaklarını çınlattım. Evet ben yaşlanınca aynen yukarıdaki abla gibi olacağım. Elimde pc, kafamda peruk takılırım öyle :) Çıkışta gördüm, yoksa kesin alırdım bu ablayı ya :)
Ve her gittiğimde halini hatrını sorduğum Şovalye abi. Bunu evime istiyorum ne yalan diyim. Bunu alamasam da küçükleri var mini boyut, onlardan alacağım. 

İşte benim böyle bir hafta sonum geçti. Siz neler yaptınız?

15 Şub 2013

Bir Doğum Günüm Nasıl Geçti Yazısı


Kazık kadar oldum blog. Dün doğum günümdü. Yine bol yemeli içmeli bir hepi börtday yaşadım. Güzeldi. Bir önceki gün Amalth ile buluştuk. Sanırım internette konuştuğum ve görüştüğümde inanılmaz eğlendiğim şimdiye kadar tek insan diyebilirim. Resmen hediye gibi oldu bana. Beraber yüncü de bile dolaştık ve eve gidince annee örgü örelim mi oldum :)

Geçirdiğim yaş ile ilgili yazacaktım aslında ama çok hastaydım. Doğum günümü inanılmaz ötesi hasta, sesi çıkmaz şekilde geçirdim. Bu yıl süperdi ama. Hayatımda kendimi en özgür ve rahat hissettiğim yıl bu oldu. Ve böyle de devam edecek.

Sabah annem kahvaltı hazırlamadı bana. Çünkü edemiyorum, kahvaltı sevmiyorum. Benim olayım sabahları meyve. O yüzden bunları hazırlamış. Geçen sene de çikolata kutusu hazırlamıştı. Bunun üstüne evlensen kocana tembihlerim benim kızım şımartılmaya alıştı sende yapacaksın bak diye. Ahaha hakikaten de öyle. Valla çok bozulurum şımartılmazsam :)

Bu hafta sonu Nemesis blog turu yapıyoruz Kitap Oburları ve Ön okumalar ekibiyle. Kitap tam benim doğum günümde gelince direkt hediye gibi oldu. 


Gidip kendime doğum günü hediyeleri aldım. İnsan kendini şımartmalı böyle. Debbie kapaklı 1001 albüm öylesine muhteşem ki, almadan duramadım. Baş ucu kitaplarımdan olacak net. Ve kutu ise kartpostal kutum. Kaç aydır deli gibi arıyordum ve sonunda buldum!

Pastam muhteşem oldu. Annem bu işi biliyor. Bana nasıl pasta yapılır resmen gösterdi. Gerçi kendi yaptıklarımı da bir çırpıda silip atamam kusura bakmasın şimdi :)

Böyleydi işte. Doğum günü gecemde beni çok sinirlendirecek bir şey duydum. Ama ne sinirlenme, resmen tepem attı ve halen geçebilmiş değil. Halen "umarım kafana meteor düşer de belki haddini bilmeyi öğrenir!" diyip duruyorum. Bütün bir gece ağladım. Çok saçmaydı, böylesine bir şey için ağlamamam gerekirdi, bu yaşa gelmiş ve bunları aşmış olmam, gülüp geçiyor olmam gerekirdi evet biliyorum ama olmadı işte. Ben deli gibi taktım, sinirlendim, üzüldüm, ağlaya ağlaya sızdım. Kalktım gittim facebook'ta engeli bastım.  Engeli bastığım kişi listemde bile değil. Ama sinirim halen duruyor, geçmedi. 

Neyse. 

Biraz keyfim kaçmış da olsa ben yine kendi bildiğim yolda ilerleyeceğim. Zaten tanıyan bilir nasıl biri olduğumu. Bilmeyen, beğenmeyen gözlerini kapatsın yada defolsun gitsin hayatımda olmasın.